annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2015 Salı

Kokular Kitabı

Antalya Eczacı Odası yayın organı olan Dozaj dergisinde kitap yorumları da yazıyorum. Şimdiye kadar hiç paylaşmamışım blogumda bu yazılarımı.

Kitap okumak benim için hayatın içinde, benimle beraber varolan bir alışkanlık... Kitap okumanın bir yaşam tarzı olması gerektiğini düşünürüm, bir hobi olarak göremem kitap okumayı...

Kitapla beni ilk tanıştıran, tam bir kitap kurdu olan annemdir. Babam da çok sever okumayı, ama anneciğim tam bir kitap kurdudur. Oturma odasında kocaman bir kitaplığı olan bir evde büyüdüm ben, çok şanslıyım. Kitapları koklamayı severim, oğluma da o kokuyu sevdirdim, o zaman gerisi geliyor çünkü...

Eczacı Odasında mesleki eğitimlerimiz de çok oluyor. Aldığımız bu eğitimlerden biri "Aromaterapi" idi. Kokuların büyüleyici dünyasında kendini kaybetmeyen yoktur sanırım. Bazılarımız bir kokuyla geçmişin puslu anılarında kaybolurken, bazımız bir kokuyla neşeyi, hüznü, coşkuyu hisseder.

işte bu kitap "neden böyle oluyor?"u açıklıyor.

Kitap sadece kokuları, kokuların tarihçesini anlatmıyor. Aynı zamanda muazzam bir genel kültürle dolu.

Hera, Afrodit ve Athena ile elmanın ilişkini ve bu ilişkiden büyük Truva savaşının nasıl çıktığının hikayesi gibi birçok hikayeyi okumak ve MR tetkiki ile vanilya kokusu arasındaki ilişkiyi öğrenmek istiyor, kanser hücreleri koku yoluyla tesbit edilebilir mi sorusuna cevap arıyorsanız; bu kitap tam size göre.

Yazarın genel kültürüne hayran kalacağınız kitabın yazım dili de inanılmaz akıcı. Su gibi okuyacağınız bir kitapla karşı karşıyasınız. Keyifli okumalar...
KOKULAR KİTABI - Vedat OZAN
Arka kapak :

Kokular Kitabı, nihayet elinizde!

Artık gönül rahatlığıyla "burnunuzun dikine" gidebilirsiniz. Ama sanmayın ki kokular sadece doğruları söyler. Kandığımız yalanlar için de bir kılavuz aynı zamanda "Kokular Kitabı".

"Koku" denince, Türkiye'de akla ilk gelen isim; Vedat Ozan. İlk kitabı ve uzun soluklu çalışmasının ilk cildi olan Kokular Kitabı'nda meselenin hemen her cephesini kuşatıyor: mitolojik, kültürel tarihsel, kimyasal,  ekonomik-politik, psikolojik, edebi ve gündelik hayat...

Bu kitabı okuduktan sonra; bir bebeği severken, doğalgaz faturanızı yatırırken, başınızın üzerinden bir güvercin sürüsü geçerken, alışveriş yaparken, ansızın nostaljiye kapıldığınızda, kendinizi karşı cinsi etkilemeye çalışırken yakaladığınızda, hatta asansöre bindiğinizde, artık başka çağrışımlarla düşünmeye başlayacaksınız.

Kokular Kitabı'nı dönüp dönüp okuyacaksınız; burnunuzda tütecek... Ama hepsi bu değil, merak etmeyin! Daha üç cilt sırasını bekliyor: bunun parfümü var, kültürel tarihi var, lezzet boyutu var. Annemizin karnındayken başlayan kokuyla maceramızın ayrıntılı hikâyesi, yine orada başlayan lezzetle tamamlanacak. İnsanın gizli pusulası burnun, dolayısıyla "Koku"nun akla gelen, gelmeyen neredeyse her şeyimize sirayet eden dünyasına hoş geldiniz…

"Bir odaya girip o odanın duvarındaki bir resmi veya nesneyi tesadüfen görmemiş olabiliriz, ama, aynı odadaki kokuyu es geçmemiz, atlamamız imkânsız. Bu, kaçınılmaz bir uyaranla karşı karşıyayız, demek."

11 Haziran 2009 Perşembe

Sınav, Başarı ve Annelerin Rolü Üstüne...

Annem muhteşem bir kadındır, babacım da öyle... Ama her ailede olduğu gibi benim ve 3 kardeşimin bütün yükünü taşıyan, eğiten, yönlendiren kişi annecimdir. Şimdi üniversite sınavına birkaç gün kalmışken kendi çocukluğumdan bazı şeyleri paylaşmak istedim, umarım sınava girecek çocuğu olan velilere bir ışık tutabilirim.
Biz 4 kardeşiz; dördümüz de önce Anadolu Lisesi sonra da ITU ve Boğaziçi gibi okullardan mezunuz. Bana bu hep çok normal gelmişti büyürken... Öyle ya herkes kazanıyordu, normali buydu...
Eşimin bir akrabası sormuştu yıllar evvel ''Anneniz sizi büyütürken ne yaptı da böyle bir sonuç alabildi, çünkü bu sadece çocukların potansiyeli ile açıklanabilecek birşey değil'' diye... Sonrasında gerçekten çok düşündüm neydi bu sorunun cevabı diye... Üniversite sınavına gireceğim zamanı hatırladım sonra. Tek düşüncem istediğim yer olmasıydı, yoksa en küçük bir tereddütüm yoktu kazanacağıma dair... Hele büyük erkek kardeşim Murti sadece ve sadece 3 tercih yapmıştı aynı düşüncelerden ötürü, ve 2. tercihini kazanmıştı...
Ben ilkokul 5'te iken -bizim dönemimizde Anadolu Lisesi sınavı 5. sınıfta yapılıyordu.- ÖzDeBir Sınavı diye (Özel Dersaneler Birliği) Türkiye çapında bir deneme sınavı yapılıyordu. Türkiye derecem hiç parlak değildi, ve bence okul derecem de iyi değildi; okuldan sınava katılan 50 kişide 25. olmuştum. Eve gidince üzülerek sınav sonucunu anneme söyledim. Sanıyordum ki Annem de beğenmeyecek ve belki de kızacak... Annem bana sımsıkı sarıldı, kocaman öptü ve dedi ki ''Demek ki 24 kişiden daha iyi bir sınav geçirmişsin'' dedi. ''Olur mu?'' dedim ''25 kişi de benden iyi demek ki...'' . Annem dedi ki '' Hiçbir zaman senden daha iyi olanlarla kıyaslama kendini, senin yarışın kendinle... Sen istersen dağları devirirsin, şimdi 24 kişiyi geçtin, istersen 124 kişiyi de geçersin,1024 kişiyi de, başarının anahtarı sensin ve hiçbirşey,hiçbir başarı senden daha değerli değil...''
İşte bence başarının sırrı bu cümlede gizli... Biz büyürken başkalarıyla veya birbirimizle kıyaslandığımızı hiç bilmiyorum. Hepimiz özel, muhteşem ve tektik.
Çocuklara , sanıyorum, bu duyguyu verebilmek çok önemli; '' istersen herşeyi yapabilirsin ama eğer yapamazsan da senden daha önemli hiçbirşey yok'' diyebilmek, sevgi için başarıyı şart koşmamak...
Canım annecim, herşey için çok çok teşekkürler... Beni ve kardeşlerimi kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi hatalarından kendinden başka kimseyi suçlamadan sorumluluğu alabilen bireyler olarak yetiştirdiğin için, bizi hep ama hep, ne yaparsak yapalım, çok sevdiğin için... Sizler gibi bir ailem olduğu için ne kadar şükretsem azdır...

28 Mart 2009 Cumartesi

Annem ve Babam...


Ayşe Arman'ı çok beğenirim, kendini ve doğasını doğrudan ifade edişi çok hoşuma gider, açıkçası imrenirim de... Yazılarını ve röpörtajlarını genelde internetten takip ediyorum. Geçen haftaki bir yazısında Ertuğrul Özkök ve eşinden bahsetmiş; gençliklerinde Paris'te Notre Dame kilisesi önündeki havuz kenarında çektirdikleri fotoğrafın aynısını 30 yıl sonra tekrar çektirmişler. Ayşe Arman fikri öve öve bitirememiş. ''Bu nasıl bir zekadır'' diye yazmiş. Ve benim aklıma anneciğimle babacığım geldi.

Annemlerin yazlığının bahçesinde kocaman bir salıncak vardır, kardeşlerimle çocukluğumuz hep üstünde geçti, çok eğlendirmiştir bizi çok... İşte o salıncağın üzerinde ailece 1983 yılında çektirdiğimiz fotoğrafın aynısını 2003 yılında yani tam 20 yıl sonra tekrar çektirmiştik. O fotoğraflar bilgisayarımda yok, ama ilk fırsatta sizlerle paylaşacağım. Yukarıdaki fotoğraf en küçüğümüz, bebeğimiz M.nin sevgili S.ile nişanında çekilmişti, ki çok sevdiğim bir fotoğraftır. Şimdi onlar da taze evliler, cimcimeler...

Babam çok zekidir, çok akıllı, çok pratik zekalıdır. Anneciğim de öyledir, övünmek gibi olmasın :) Biz kardeşlerimle çok şanslıyız bence, böyle iyi kalpli, zeki ve sevecen ailemiz olduğu için...

Ve canım babacığım ve anneciğim, aklınıza sağlık, fikrinize sağlık... Allahım gölgenizden eksik etmesin beni ve kardeşlerimi...

7 Mart 2009 Cumartesi

tutuk ben...


Dün eşimin doğumgünüydü, 19 Şubat anneciğimin, 20 Ocak babacığımın... Ama hiçbirininkini vaktinde bloguma yazamadım. Unutkanlık desem değil, sanki sadece ürettiklerimi yazmam gerekiyormuş gibi geliyordu bazen... Anneciğimin hediyesini sadece geceleri yapabildiğim için uzun sürdü, tığla zincir çekip iğneyle şekil verdim, diktim. Ama keşke aşama aşama fotoğraflayıp bloguma vaktinde koysaydım. Bazen dışa çok kapalıyım, içimi, özelimi açmakta zorlanıyorum. O konuda da blogum yardımcı olacaktır bana, inşallah...
İyi ki doğdunuz sevdiklerim... Annem,Babam,Kocam... Hayat sizlerle güzel... Allahım gölgenizde sağlıkla huzurla bir hayat nasip etsin hepimize...

4 Mart 2009 Çarşamba

annem...




Benim canım, tatlı, güzel annem... iyi ki doğdun, nice yaşlara, nice yıllara hep beraber...
Hediyelerini yarın kargoya vereceğim, ama bloğuma koymak için senin eline geçmesini bekleyemedim...


19 şubat anneciğimin doğumgünüydü. Hediyesini yetiştiremediğim için yazısı bugüne kaldı. Anneciğimin 4 kuzusunu işledim battaniyeye, tığ işi çiçeklerle süsledim. Sadece akşamları yapabildiğim için biraz oyaladı beni, hediyen gecikti anneciğim, güle güle kullanın babacığımla...
Bu aralar bir de sabunluklara taktım, bloglardan birinde görmüştüm bu fikri, şimdi adı aklımda değil, kusura bakmasın ne olur... Etiketini söküp, peçeteyle dekupaj yaptım, boyutlu kalemle kenarlarını belirginleştirdim.
Hediyelerini umarım beğenirsin anneciğim, doğumgünün kutlu, mutlu olsun...