mutluluk... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2009 Pazar

Nergislerin Öğrettiği...

Bakersfield'in 50 mil batısı, California . Fotoğraf: Barbara Mathews ; 14 Mayıs, 2005 .


Bir dostumdan gelen bu hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü hergün atılacak bir küçük adım ile nelerin değiştirilebileceğinin öyküsü bu...


'' Kızım defalarca telefon edip, “Anne, zamanları geçmeden gelip nergisleri görmelisin” demişti. Aslında gitmek istiyordum, ama Laguna’dan Arrowhead Gölü neredeyse iki saatlik araba mesafesindeydi. Biraz gönülsüzce, “Haftaya Salı geleceğim” diye söz verdim. Çünkü bu üçüncü telefon edişiydi.
Ertesi Salı yağmur ve soğukla birlikte geldi. Ama ne çare, söz vermiştim bir kere ve bu yüzden arabaya atlayıp gittim. Carolyn’in evine girip kızımı kucakladıktan ve torunlarımla hasret giderdikten sonra dedim ki, “Nergisleri boş ver Carolyn! Yol sisten görünmüyor. Zaten şu anda seni ve çocukları o kadar çok özlemiş durumdayım ki bir metre daha araba kullanmayı düşünmüyorum!”
Kızım sakince gülümsedi ve “Biz her zaman böyle havalarda araba kullanıyoruz, anneciğim” dedi. Bense, “Hava açılmadan dünyada tekrar yola çıkmam. O zaman da doğru evime döneceğim!” diye kararlı bir şekilde konuştum. Carolyn, “Arabamı almak için beni garaja kadar götürebileceğini düşünmüştüm,” deyince “Ne kadar mesafede?” diye sordum. “Sadece birkaç yüz metre ötede,” dedi Carolyn. “Tamam o zaman, götürürüm. Nasılsa bu kadar yola alışığım” dedim. Yola çıktıktan birkaç dakika sonra “Nereye gidiyoruz biz? Bu yol garaj yolu değil!” diye sordum. Carolyn gülerek, “Garaja uzun yoldan gidiyoruz” dedi, “Nergislerin yolundan.” “Carolyn!” dedim sert bir sesle, “lütfen geri dön.” “Tamam anne”, dedi Carolyn, “inan bana; bu fırsatı kaçırırsan kendini asla bağışlamazsın.”
Yirmi dakika kadar sonra küçük bir çakıl yola saptık ve ileride bir kilise gördüm. Kilisenin diğer ucunda elle yazılmış “Nergis Bahçesi” yazısı vardı. Arabadan çıkarak her birimiz bir çocuğun elinden tuttuk ve patikadan aşağı doğru yürüyen Carolyn’i takip etmeye başladım. Patika yolun dönemeç yaptığı yeri döner dönmez gördüklerim karşısında nefesim kesildi. Dünyanın en göz alıcı görüntüsü gözlerimin önünde uzanıyordu. Sanki birisi koca bir kazan dolusu altını alıp dağın zirvesinden aşağıya, yamaçlarına doğru boca etmişti. Çiçekler görkemli bir şekilde, helezonlar halinde, koyu turuncu, beyaz, limon sarısı, somon pembesi, hardal ve krem, rengarenk, adeta kurdeleler gibi ardarda dizilmişlerdi. Aynı renkteki çiçekler bir arada ekilmiş olduğundan, her biri kendi rengindeki bir ırmağı andırırcasına akıp gidiyordu.
Beş dönüm çiçek vardı. “Fakat, bütün bunları kim yaptı?” diye sordum Carolyn’e. “Sadece bir tek kadın,” diye cevapladı, “Kendisi de burada yaşıyor; burası onun evi.” Tüm o ihtişamın ortasındaki küçük ve mütevazı, iyi bakılmış, A şeklindeki bir evi gösterdi. Eve doğru yürüdük. Evin girişindeki bahçede bir tabela gördük.
“Cevaplayabildiğim Kadarıyla Soracaklarınızın Yanıtları” yazıyordu tabelada. İlk yanıt basitti, “50.000 çiçek soğanı,” diyordu. İkinci yanıt, “Hepsi birer birer, bir kadın tarafından. İki el, iki ayak ve birazcık akıl ile.” Üçüncüsü, “1958’de başlandı,” idi. İşte bu, Nergis İlkesi buydu. O an benim için hayatımı değiştirecek bir deneyim oldu. Hiç görmemiş olduğum bu kadıncağızı düşündüm, aşağı yukarı kırk yıl önce bu işe koyulan, her seferinde bir çiçek soğanı ekerek, görülmesi bile zor bir dağa göz zevkini ve neşesini getirmiş olan o kadını. Ama, her seferinde tek bir çiçek soğanı ekerek, yıllar boyu süren çabası sonucunda dünyayı değiştirebilmişti. Bu bilinmeyen kadın, içinde yaşadığı dünyayı ebediyen değiştirmişti. Tarifi zor bir büyülü ortam, güzellik ve ilham yaratmıştı.
Onun nergis bahçesinin öğrettiği ilke, en çok bilinen prensiplerden biriydi. Yani, amaçlarımıza ve arzularımıza doğru her seferinde bir adım atarak - daha çok küçük birer adım atarak - ulaşmayı öğrenmek, bir iş yapmayı sevmesini öğrenmek ve zaman birikiminin nasıl kullanılacağını öğrenmek...
Zamanın küçük parçacıklarını ufak günlük çabalarımızla çarptığımız zaman, kendimizin de muhteşem şeyler yapabileceğimizi görürüz. Biz de dünyayı değiştirebiliriz. “Yine de bu beni biraz üzüyor,” dedim Carolyn’e. “Düşünüyorum da, otuz beş-kırk yıl önce böyle güzel bir amaçla ben yola çıkmış olsaydım, şu anda ne kadarına ulaşmış olabilirdim acaba?” Kızım, günün anlamını, kendine has tavrıyla kısaca, “Bunu öğrenmeye hemen yarın başla!” diyerek özetledi.
Dün kaybettiğimiz saatleri düşünmenin hiçbir yararı yok. Pişmanlığımızın nedenlerinden bahsedeceğimize kutlanacak bir ders almak istiyorsak, “Bunu bugün nasıl işe yarar hale getirebilirim?” sorusunu sormamız yeterlidir.''
-- Yazarı bilinmiyor


Kendimizi, evlenip bir bebeğimiz, ardından bir başka bebeğimiz olduktan sonra daha iyi bir hayatın beklediğine inandırırız. Sonra çocukların hala büyümediklerine kızarız ve yeterince büyürlerse daha rahat ve mutlu olacağımızı düşünürüz. Daha sonra ise, gençlik çağındaki çocukların bizi uğraştırmalarına kızarız. Deriz ki, eğer bu devreyi atlatırlarsa, çok daha mutlu olacağız. Eşimizin işlerinin iyi olması halinde, daha güzel bir araba aldığımız zaman, güzel bir tatile çıkabilirsek, ya da emekli olursak, yaşantımızın eksiği kalmayacağını kendimize anlatır dururuz. Gerçek şudur ki, daha fazla mutlu olabilmemiz için içinde bulunduğumuz andan daha iyi bir zaman yoktur.
Eğer şimdi mutlu olmayacaksak, ne zaman olacağız? Yaşantınızda her zaman bir çok şeyle mücadele edeceksiniz. En iyisi bunu kabul etmeniz ve ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermenizdir. Mutluluk bir yoldur. Bu nedenle, yaşadığınız her anı bir hazine gibi yaşayın, sizin için “zamanı birlikte yaşayacak kadar özel olan” kimselerle geçirdiğinizi düşünerek hazinenize daha sıkı sarılın... Ve unutmayın, zaman hiç kimseyi beklemez.

İşte bunun için beklemekten vazgeçin...
Evinizin ya da arabanızın ödemelerinin bitmesini
Yeni bir ev veya araba alacağınız günü
Çocuklarınızın evden ayrılacakları günü
Tekrar okula dönmeyi
Okuldan mezun olmayı
10 kilo vermeyi, ya da
10 kilo almayı
Evlenmeyi
Boşanmayı
Çocuklarınızın doğmasını
Emekli olmayı
Yazın gelmesini
Baharı
Kışı
Güzü
Ölümünüzü …beklemekten vazgeçin!

Mutlu olmak için şu andan daha uygun bir zaman yoktur. Mutluluk yolculuktur, gidilecek yer değil. Bu yüzden, sanki paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın, hiç incinmemişsiniz gibi sevin ve sanki hiç kimse sizi seyretmiyormuşçasına dans edin. sevgiler...

18 Eylül 2009 Cuma

Mutluluk...



Mutluluğun formülü 40 ayette saklı…

İsra 37 : Kibirli olma, alçakgönüllü davran.
Müddesir 1-5 : Kendini fazla abartma.
Tekvir 25-27 : Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.
Bakara 156 : Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından
çıkarma.
Beled 5-6 : Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.
Hucurat 10 : Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden
uzaklaştırma.
Muhammed 7 : İyiliği karşılık beklemeden yap.
Rum 21 : Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret

göster.
Vakıa 83-87 : Ölümden korkmak yerine, ölüm gerçeğiyle yüzleş.
Bakara 263 : Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.
Furkan 63 : Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine, öfkenin dinmesini

bekle.
İnşirah 1-3 : Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.
Maun 4-5 : Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.
Mücadele 7 : Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.
Rahman 7-9 : Çıkarcı olma. Adil davran.
Tekasür 1-2 : Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.
Tevbe 40 : En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.
Fatır 19-22 : Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda

olanları görüp rahatla.
Fecr 27-28 : En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.
Hakka 33-35 : Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda

etme.
Haşr 10 : Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
Kalem 1-2 : Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü
insanların yararına kullan.
Münafıkun 4 : Bencil olma, tebrik etmeyi bil.
Saff 2 : Yalandan uzak dur.
Yusuf 32-33 : Modern hayatın çarpıklaştırdığı kadın-erkek ilişkilerinin, hayatını esir

almasına izin verme.
Ankebut 41 : İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.
Al-i İmran 92 : İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir
ihtiyaçtır, asla unutma.
En'am 50 : Önyargılarla hayatı kendine zehir etme.
En'am 60 : Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.
Felak 1-5 : Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.
Hacc 46 : Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.
İbrahim 42 : Merhametli olmaktan asla vazgeçme.
İsra 23 : Anne ve babana 'off' bile deme.
Nisa 149 : Kendini sürekli övmekten uzak dur.
Yunus 12 : Vazgeçilmez olmadığını kabul et.
Enfal 56 : Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.
Furkan 43 : Heveslerini kendine ilah edinme.
Necm 3 : İnanma duygunu diri tut.
Nisa 58 : Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme...

Sevgili kuzenim'e bu güzel yazıyı bana gönderdiği için çok teşekkür ediyorum. Sizlerle paylaşmak istedim, çünkü beni çok etkiledi. Dinimizi olduğundan daha farklı gösterip, hepimizi korku ikliminde yaşatmak isteyenler, keşke aydın din adamlarımız gibi kutsal kitabımızın bu muhteşem yönünü gösterseler... Kimbilir belki birgün...

16 Temmuz 2009 Perşembe

Arkadaş... Dost...

Dostlarıma...

Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır, Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır.
Arkadaş senin ağladığını görmez, Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır.
Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir, Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider.
Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur, Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için...
Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür, Dost ise tekrar arar.
Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister, Dost ise her zaman senin arkandadır.
Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir, Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder.
Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar, Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır.
Arkadaş sizi ikinci görmek ister,Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar.
Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır, Dost sıkıntınız olduğunda size koşar.
Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız, Dostlarınız size huzur vermeye çalışır.

11 Haziran 2009 Perşembe

Sınav, Başarı ve Annelerin Rolü Üstüne...

Annem muhteşem bir kadındır, babacım da öyle... Ama her ailede olduğu gibi benim ve 3 kardeşimin bütün yükünü taşıyan, eğiten, yönlendiren kişi annecimdir. Şimdi üniversite sınavına birkaç gün kalmışken kendi çocukluğumdan bazı şeyleri paylaşmak istedim, umarım sınava girecek çocuğu olan velilere bir ışık tutabilirim.
Biz 4 kardeşiz; dördümüz de önce Anadolu Lisesi sonra da ITU ve Boğaziçi gibi okullardan mezunuz. Bana bu hep çok normal gelmişti büyürken... Öyle ya herkes kazanıyordu, normali buydu...
Eşimin bir akrabası sormuştu yıllar evvel ''Anneniz sizi büyütürken ne yaptı da böyle bir sonuç alabildi, çünkü bu sadece çocukların potansiyeli ile açıklanabilecek birşey değil'' diye... Sonrasında gerçekten çok düşündüm neydi bu sorunun cevabı diye... Üniversite sınavına gireceğim zamanı hatırladım sonra. Tek düşüncem istediğim yer olmasıydı, yoksa en küçük bir tereddütüm yoktu kazanacağıma dair... Hele büyük erkek kardeşim Murti sadece ve sadece 3 tercih yapmıştı aynı düşüncelerden ötürü, ve 2. tercihini kazanmıştı...
Ben ilkokul 5'te iken -bizim dönemimizde Anadolu Lisesi sınavı 5. sınıfta yapılıyordu.- ÖzDeBir Sınavı diye (Özel Dersaneler Birliği) Türkiye çapında bir deneme sınavı yapılıyordu. Türkiye derecem hiç parlak değildi, ve bence okul derecem de iyi değildi; okuldan sınava katılan 50 kişide 25. olmuştum. Eve gidince üzülerek sınav sonucunu anneme söyledim. Sanıyordum ki Annem de beğenmeyecek ve belki de kızacak... Annem bana sımsıkı sarıldı, kocaman öptü ve dedi ki ''Demek ki 24 kişiden daha iyi bir sınav geçirmişsin'' dedi. ''Olur mu?'' dedim ''25 kişi de benden iyi demek ki...'' . Annem dedi ki '' Hiçbir zaman senden daha iyi olanlarla kıyaslama kendini, senin yarışın kendinle... Sen istersen dağları devirirsin, şimdi 24 kişiyi geçtin, istersen 124 kişiyi de geçersin,1024 kişiyi de, başarının anahtarı sensin ve hiçbirşey,hiçbir başarı senden daha değerli değil...''
İşte bence başarının sırrı bu cümlede gizli... Biz büyürken başkalarıyla veya birbirimizle kıyaslandığımızı hiç bilmiyorum. Hepimiz özel, muhteşem ve tektik.
Çocuklara , sanıyorum, bu duyguyu verebilmek çok önemli; '' istersen herşeyi yapabilirsin ama eğer yapamazsan da senden daha önemli hiçbirşey yok'' diyebilmek, sevgi için başarıyı şart koşmamak...
Canım annecim, herşey için çok çok teşekkürler... Beni ve kardeşlerimi kendi ayakları üzerinde durabilen, kendi hatalarından kendinden başka kimseyi suçlamadan sorumluluğu alabilen bireyler olarak yetiştirdiğin için, bizi hep ama hep, ne yaparsak yapalım, çok sevdiğin için... Sizler gibi bir ailem olduğu için ne kadar şükretsem azdır...

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Yaseminler...




Bunlar da yaseminler... Muhteşem bir koku kaynağı daha... Koç burcu olduğum için belki, bahar beni şarj eder, içim kıpır kıpır olur, hayatı, herşeyi ve herkesi daha bir çok severim... Gözlerinizi kapatın ve koku denizinde hayal edin kendinizi... Ve nerede olursanız olun baharın tadını çıkarın...

28 Mart 2009 Cumartesi

Annem ve Babam...


Ayşe Arman'ı çok beğenirim, kendini ve doğasını doğrudan ifade edişi çok hoşuma gider, açıkçası imrenirim de... Yazılarını ve röpörtajlarını genelde internetten takip ediyorum. Geçen haftaki bir yazısında Ertuğrul Özkök ve eşinden bahsetmiş; gençliklerinde Paris'te Notre Dame kilisesi önündeki havuz kenarında çektirdikleri fotoğrafın aynısını 30 yıl sonra tekrar çektirmişler. Ayşe Arman fikri öve öve bitirememiş. ''Bu nasıl bir zekadır'' diye yazmiş. Ve benim aklıma anneciğimle babacığım geldi.

Annemlerin yazlığının bahçesinde kocaman bir salıncak vardır, kardeşlerimle çocukluğumuz hep üstünde geçti, çok eğlendirmiştir bizi çok... İşte o salıncağın üzerinde ailece 1983 yılında çektirdiğimiz fotoğrafın aynısını 2003 yılında yani tam 20 yıl sonra tekrar çektirmiştik. O fotoğraflar bilgisayarımda yok, ama ilk fırsatta sizlerle paylaşacağım. Yukarıdaki fotoğraf en küçüğümüz, bebeğimiz M.nin sevgili S.ile nişanında çekilmişti, ki çok sevdiğim bir fotoğraftır. Şimdi onlar da taze evliler, cimcimeler...

Babam çok zekidir, çok akıllı, çok pratik zekalıdır. Anneciğim de öyledir, övünmek gibi olmasın :) Biz kardeşlerimle çok şanslıyız bence, böyle iyi kalpli, zeki ve sevecen ailemiz olduğu için...

Ve canım babacığım ve anneciğim, aklınıza sağlık, fikrinize sağlık... Allahım gölgenizden eksik etmesin beni ve kardeşlerimi...

7 Mart 2009 Cumartesi

tutuk ben...


Dün eşimin doğumgünüydü, 19 Şubat anneciğimin, 20 Ocak babacığımın... Ama hiçbirininkini vaktinde bloguma yazamadım. Unutkanlık desem değil, sanki sadece ürettiklerimi yazmam gerekiyormuş gibi geliyordu bazen... Anneciğimin hediyesini sadece geceleri yapabildiğim için uzun sürdü, tığla zincir çekip iğneyle şekil verdim, diktim. Ama keşke aşama aşama fotoğraflayıp bloguma vaktinde koysaydım. Bazen dışa çok kapalıyım, içimi, özelimi açmakta zorlanıyorum. O konuda da blogum yardımcı olacaktır bana, inşallah...
İyi ki doğdunuz sevdiklerim... Annem,Babam,Kocam... Hayat sizlerle güzel... Allahım gölgenizde sağlıkla huzurla bir hayat nasip etsin hepimize...

bugün hava kapalı...

Bugün hava kapalı, gerçi bahar geldi gibi, iki gündür pek bir soğuk yok, ama güneş gözükmüyor. Baharı özledim, yazı, sıcağı özledim... Elimde yapılmayı bekleyen bir dünya şey var, örülecekler, boyanacaklar, velhasıl ilgilenmek lazım, zaman ayırmak lazım, bahara artık...
Bugün komşularım bana ''gastra'' getirdiler. Buranın yerlileri değişik bir köy ekmeği yapıyorlar, tandırda pişiyor belki de, bilmiyorum. Fotoğrafını ekleyecektim ama kızlarla saldırdık, yedik valla... Yanında da turp salatası getirmişler. Yaban turpunun yeşil yapraklarını haşlamışlar, üzerine zeytinyağı gezdirip limon sıkıyorsun, gastrayla beraber yiyorsun. Değişik ama lezzetli birşey... Ellerine sağlık...

15 Eylül 2008 Pazartesi