19 Eylül 2015 Cumartesi

Kot Pantolonlar Çanta Oldu :)

Eskilere kıyamayanlardan mısınız siz de? Ben öyleyim biraz. "Dursun, belki işe yarar" diye birçok şeyi atamam.

Hele de eski kot pantolonlar. Hayal kurarım, zihnimde çantalar dikerim, yatak örtüleri, yastıklar dikerim.

İşte, bu fikirlerimden birini hayata geçirdim. Eski kot pantolonumun bacak kısımlarını kestim ve kocaman bir plaj çantası yaptım. Yeşil puantiyeli kumaşımdan da iç kısmını diktim, bol cep de yaptım içine. Çünkü, bu kocaman çantaları kullanmak çok rahat, ama, aradığını bulamamak insanı sinir ediyor.

Dışı biraz sade, belki daha sonra keçe ile süslerim. Ama şimdilik böyle iyi.




17 Eylül 2015 Perşembe

Lokum Sever Misiniz ?

Malum, yaz hala devam ediyor. Yaz meyveleriyle reçel yapmak, kışa hazırlanmak bu aralar yapılabilecek en güzel şeylerden biri. O güzelim şeftaliler, erikler... Kısaca yaz meyvelerinin hem kendisi çok lezzetli, hem reçelleri.

Ben de, geçen akşam, erik marmeladı yapmak üzere yola çıktım :) Erikleri önce yıkadım, sonra ölçülü şekerini üzerine ilave ederek kısık ateşte pişmeye bıraktım.

Ve televizyona daldım :))

Kokuya bir koştum ki, şeker iyice ağdalaşmış, neredeyse yanacak.

Hemen altını kapattım. Tezgahı sildim, kuruladım. Tezgaha sıcak haliyle marmeladımdan arta kalanı döktüm, soğumaya bıraktım. Ilınınca elimle küçük parçalara ayırdım.

Minik erik toplarını fındığa buladım ve işte size ev yapım müthiş lokumlarım...

Haydi siz de deneyin ve hiçbirşeyi ziyan etmeyin ;)

 
 

Çerçeveler

Duvarları süslemenin en güzel yolu, kuşkusuz, çerçevelerin içine sevdiklerimizin fotoğraflarını koymak ve onları duvara asmaktır.

Biriktirdiğimiz anılarımızı ve sevdiklerimizin fotoğraflarını duvarlarda görmek hepimizi mutlu eder. En zoru çerçeveye karar vermektir belki de... Çeşit çeşit, renk renk çerçeveler arasından seçim yapmak zordur.

İkea'dan aldığım şu çerçeveler gözüme çok sade gözükünce süslemeye karar vermiştim. Boyayayım dedim, ama, nasıl ve hangi renk olacağına karar veremedim. Sonra, aldım elime altın, bordo, koyu yeşil ve turkuaz metalik akrilik boyaları, bir çay tabağının dört bir tarafına sıktım. Sonra işaret ve orta parmağımı hafifçe daldırdım boyalara ve parmaklarımla boyadım çerçeveleri. Sonuç benim hoşuma gitti. İstediğim gibi canlandılar. Biraz alacalı ama farklı oldular :)


 
 
Çerçevenin yakından görünüşü de böyle. Fotoğraf kalitesi pek iyi değil ama telefonum arızalı bu aralar. Daha sonra daha aydınlık çekimlerini eklerim.
 
 
     Çerçevelerin orijinali için buraya tıklayabilirsiniz.

14 Eylül 2015 Pazartesi

Vişne Likörü Sever Misiniz ?

Vişne en sevdiğim yaz meyvelerinden biridir. Reçeli, şurubu ve illa ki likörü pek güzel olur.

Geçen yaz koca bir kavanoza vişne likörü yaptım, ama yazlıkta unuttum :) Eee, likör bu, eskidikçe güzelleşiyor. Yaz başında içmeye başladık, ki neredeyse 9 ay dinlenmişti ve çok lezzetliydi.

İnternette pek çok tarifini bulabilirsiniz vişne likörünün. Farklı malzemeler ekleyen olduğu kadar, yapılışında da bir çok farklılıklar var. İçine tarçın, karanfil ilave edebilirsiniz. Ancak ben sıcak şarabı da pek sevmem, o yüzden ilave etmedim. Sadece vişne, şeker ve votka.

Gelelim tarifimize:

Malzemeler:

3 kg vişne
1,5 kg şeker
70 cl votka ( ben votka istanblue kullandım)
 
Yapılışı:

Vişneleri yıkayıp, saplarını temizleyin. 5 litrelik kavanoza vişnelerin tamamını yerleştirin. Üzerine tozşekeri dökün. Bir şişe votkayı üzerine boşaltın ve ağzını sıkıca kapatın. İşte bu kadar.

Karanlık, güneş görmeyen bir yere yerleştirin. İlk bir hafta boyunca günde bir defa altüst edin ki şeker tamamen erisin. Sonra bırakın karanlık dolapta uyusun.

Üç ay sonra vişne likörünüz servise hazırdır. Süzün ve şık bir şişe içine dökün, en az bir sene dayanacaktır. Yılbaşında dostlarınıza hediye edebilir, türk kahvesinin yanında ikram edebilirsiniz. Vişne tanelerini ise bir saklama kabında buzdolabında saklayın. Pasta süslerken kullanabilir veya aklınıza esince birkaç tane ağzınıza atabilirsiniz ;)

Ama yazlıkta unutmayın :)

18 Eylül 2014 Perşembe

Yastıklarım

Aklım fikrim yastıklarda :) En severek yaptığım yastık modellerinden biri bu. Keçeden harfleri kesip- ki şablon veya kalıp kullanmıyorum, tamamen doğaçlama :) - kumaşa dikiyorum, içine elyaf dolduruyorum. Çocuk odalarında çok güzel duruyor. Bakalım siz de beğenecek misiniz? 

Facebook sayfam için lütfen buraya tıklayın.







17 Eylül 2014 Çarşamba

Merhaba

Son yazımı yazdığım günden bu zamana neredeyse tam 5 yıl olmuş :) Bu 5 yılda neler oldu neler... Üzüntüler, kederler, acılar ve elbette sevinçler, neşe ve kahkaha dolu anlar... Düğünler, cenazeler... Yani tıpkı sizler gibi, ben de hayatın benim için hazırladığı sürprizleri yaşadım ve şimdi buradayım. 

Görüşürüz...


Öz.


18 Ekim 2009 Pazar

Nergislerin Öğrettiği...

Bakersfield'in 50 mil batısı, California . Fotoğraf: Barbara Mathews ; 14 Mayıs, 2005 .


Bir dostumdan gelen bu hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü hergün atılacak bir küçük adım ile nelerin değiştirilebileceğinin öyküsü bu...


'' Kızım defalarca telefon edip, “Anne, zamanları geçmeden gelip nergisleri görmelisin” demişti. Aslında gitmek istiyordum, ama Laguna’dan Arrowhead Gölü neredeyse iki saatlik araba mesafesindeydi. Biraz gönülsüzce, “Haftaya Salı geleceğim” diye söz verdim. Çünkü bu üçüncü telefon edişiydi.
Ertesi Salı yağmur ve soğukla birlikte geldi. Ama ne çare, söz vermiştim bir kere ve bu yüzden arabaya atlayıp gittim. Carolyn’in evine girip kızımı kucakladıktan ve torunlarımla hasret giderdikten sonra dedim ki, “Nergisleri boş ver Carolyn! Yol sisten görünmüyor. Zaten şu anda seni ve çocukları o kadar çok özlemiş durumdayım ki bir metre daha araba kullanmayı düşünmüyorum!”
Kızım sakince gülümsedi ve “Biz her zaman böyle havalarda araba kullanıyoruz, anneciğim” dedi. Bense, “Hava açılmadan dünyada tekrar yola çıkmam. O zaman da doğru evime döneceğim!” diye kararlı bir şekilde konuştum. Carolyn, “Arabamı almak için beni garaja kadar götürebileceğini düşünmüştüm,” deyince “Ne kadar mesafede?” diye sordum. “Sadece birkaç yüz metre ötede,” dedi Carolyn. “Tamam o zaman, götürürüm. Nasılsa bu kadar yola alışığım” dedim. Yola çıktıktan birkaç dakika sonra “Nereye gidiyoruz biz? Bu yol garaj yolu değil!” diye sordum. Carolyn gülerek, “Garaja uzun yoldan gidiyoruz” dedi, “Nergislerin yolundan.” “Carolyn!” dedim sert bir sesle, “lütfen geri dön.” “Tamam anne”, dedi Carolyn, “inan bana; bu fırsatı kaçırırsan kendini asla bağışlamazsın.”
Yirmi dakika kadar sonra küçük bir çakıl yola saptık ve ileride bir kilise gördüm. Kilisenin diğer ucunda elle yazılmış “Nergis Bahçesi” yazısı vardı. Arabadan çıkarak her birimiz bir çocuğun elinden tuttuk ve patikadan aşağı doğru yürüyen Carolyn’i takip etmeye başladım. Patika yolun dönemeç yaptığı yeri döner dönmez gördüklerim karşısında nefesim kesildi. Dünyanın en göz alıcı görüntüsü gözlerimin önünde uzanıyordu. Sanki birisi koca bir kazan dolusu altını alıp dağın zirvesinden aşağıya, yamaçlarına doğru boca etmişti. Çiçekler görkemli bir şekilde, helezonlar halinde, koyu turuncu, beyaz, limon sarısı, somon pembesi, hardal ve krem, rengarenk, adeta kurdeleler gibi ardarda dizilmişlerdi. Aynı renkteki çiçekler bir arada ekilmiş olduğundan, her biri kendi rengindeki bir ırmağı andırırcasına akıp gidiyordu.
Beş dönüm çiçek vardı. “Fakat, bütün bunları kim yaptı?” diye sordum Carolyn’e. “Sadece bir tek kadın,” diye cevapladı, “Kendisi de burada yaşıyor; burası onun evi.” Tüm o ihtişamın ortasındaki küçük ve mütevazı, iyi bakılmış, A şeklindeki bir evi gösterdi. Eve doğru yürüdük. Evin girişindeki bahçede bir tabela gördük.
“Cevaplayabildiğim Kadarıyla Soracaklarınızın Yanıtları” yazıyordu tabelada. İlk yanıt basitti, “50.000 çiçek soğanı,” diyordu. İkinci yanıt, “Hepsi birer birer, bir kadın tarafından. İki el, iki ayak ve birazcık akıl ile.” Üçüncüsü, “1958’de başlandı,” idi. İşte bu, Nergis İlkesi buydu. O an benim için hayatımı değiştirecek bir deneyim oldu. Hiç görmemiş olduğum bu kadıncağızı düşündüm, aşağı yukarı kırk yıl önce bu işe koyulan, her seferinde bir çiçek soğanı ekerek, görülmesi bile zor bir dağa göz zevkini ve neşesini getirmiş olan o kadını. Ama, her seferinde tek bir çiçek soğanı ekerek, yıllar boyu süren çabası sonucunda dünyayı değiştirebilmişti. Bu bilinmeyen kadın, içinde yaşadığı dünyayı ebediyen değiştirmişti. Tarifi zor bir büyülü ortam, güzellik ve ilham yaratmıştı.
Onun nergis bahçesinin öğrettiği ilke, en çok bilinen prensiplerden biriydi. Yani, amaçlarımıza ve arzularımıza doğru her seferinde bir adım atarak - daha çok küçük birer adım atarak - ulaşmayı öğrenmek, bir iş yapmayı sevmesini öğrenmek ve zaman birikiminin nasıl kullanılacağını öğrenmek...
Zamanın küçük parçacıklarını ufak günlük çabalarımızla çarptığımız zaman, kendimizin de muhteşem şeyler yapabileceğimizi görürüz. Biz de dünyayı değiştirebiliriz. “Yine de bu beni biraz üzüyor,” dedim Carolyn’e. “Düşünüyorum da, otuz beş-kırk yıl önce böyle güzel bir amaçla ben yola çıkmış olsaydım, şu anda ne kadarına ulaşmış olabilirdim acaba?” Kızım, günün anlamını, kendine has tavrıyla kısaca, “Bunu öğrenmeye hemen yarın başla!” diyerek özetledi.
Dün kaybettiğimiz saatleri düşünmenin hiçbir yararı yok. Pişmanlığımızın nedenlerinden bahsedeceğimize kutlanacak bir ders almak istiyorsak, “Bunu bugün nasıl işe yarar hale getirebilirim?” sorusunu sormamız yeterlidir.''
-- Yazarı bilinmiyor


Kendimizi, evlenip bir bebeğimiz, ardından bir başka bebeğimiz olduktan sonra daha iyi bir hayatın beklediğine inandırırız. Sonra çocukların hala büyümediklerine kızarız ve yeterince büyürlerse daha rahat ve mutlu olacağımızı düşünürüz. Daha sonra ise, gençlik çağındaki çocukların bizi uğraştırmalarına kızarız. Deriz ki, eğer bu devreyi atlatırlarsa, çok daha mutlu olacağız. Eşimizin işlerinin iyi olması halinde, daha güzel bir araba aldığımız zaman, güzel bir tatile çıkabilirsek, ya da emekli olursak, yaşantımızın eksiği kalmayacağını kendimize anlatır dururuz. Gerçek şudur ki, daha fazla mutlu olabilmemiz için içinde bulunduğumuz andan daha iyi bir zaman yoktur.
Eğer şimdi mutlu olmayacaksak, ne zaman olacağız? Yaşantınızda her zaman bir çok şeyle mücadele edeceksiniz. En iyisi bunu kabul etmeniz ve ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermenizdir. Mutluluk bir yoldur. Bu nedenle, yaşadığınız her anı bir hazine gibi yaşayın, sizin için “zamanı birlikte yaşayacak kadar özel olan” kimselerle geçirdiğinizi düşünerek hazinenize daha sıkı sarılın... Ve unutmayın, zaman hiç kimseyi beklemez.

İşte bunun için beklemekten vazgeçin...
Evinizin ya da arabanızın ödemelerinin bitmesini
Yeni bir ev veya araba alacağınız günü
Çocuklarınızın evden ayrılacakları günü
Tekrar okula dönmeyi
Okuldan mezun olmayı
10 kilo vermeyi, ya da
10 kilo almayı
Evlenmeyi
Boşanmayı
Çocuklarınızın doğmasını
Emekli olmayı
Yazın gelmesini
Baharı
Kışı
Güzü
Ölümünüzü …beklemekten vazgeçin!

Mutlu olmak için şu andan daha uygun bir zaman yoktur. Mutluluk yolculuktur, gidilecek yer değil. Bu yüzden, sanki paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın, hiç incinmemişsiniz gibi sevin ve sanki hiç kimse sizi seyretmiyormuşçasına dans edin. sevgiler...