9 Ekim 2015 Cuma

İnsanlar Yaşlandıkça Bencilleşiyor

Blog yazma işini bana ilk anlatan ve teşvik eden, sevgili kuzenim Berna ablamdır. "Özlem" demişti bana "bu blog yazma işi tam sana göre, başlamalısın." 2008 yılında yazmaya başladığımda müthiş keyif almıştım. Uzun zaman da yazdım; aklıma ne gelirse, elimden ne gelirse... Sonra tatsız günler yaşadık, hayattan herkesin payına farklı acılar, sıkıntılar düşüyor. Biz de eşimle beraber kendi payımıza düşeni yaşadık, değiştik, dönüştük... Ve yaklaşık 5 yıl kadar hiç yazmadım. Ne yazacak gücüm vardı, ne de aklıma geldi.

Şimdi tekrar yazmaya başladım. Bu arada diktiğim, boyadığım, ördüğüm dünya kadar şey var tabi, ama kaydı yok. Aklıma geldikçe hepsini yazacağım.

Yazdığım bir başka yer daha var.

Antalya Eczacı Odası olarak bizim bir dergimiz var: Dozaj. Dergimizin ilk günlerinden beri onu çıkaran ekibin bir parçası olmaktan müthiş gurur duyuyorum. Sağlıkla ilgili tüm konularda ve o sayının belirlenen güncel konularında yazılar yazıyoruz. İşte, aşağıdaki bu yazı da yazdıklarımdan biri.  



İnsanlar yaşlandıkça bencilleşiyor

Bencil olmak... Yani sadece kendini düşünmek, kendi çıkarlarını diğer herkesinkilerden üstün görmek... Kulağa bile ne kadar kötü geliyor, değil mi?

Türk Dil Kurumunun "Büyük Türkçe Sözlük"ünde, bencillik, "Yalnız kendini düşünen, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutan" olarak açıklanıyor. Peki, insanın kendini düşünmesi, gerekli ve son derece insani bir davranışken, ne zaman etrafımızdakileri rahatsız eden bir bencillik haline dönüşür?

Soru şu: Anne babasına veya bir aile büyüğüne bakma görevini üstlenen kişiler, neden bir zaman sonra baktığı kişinin bencilliğinden yakınır hale gelir?

Bebekliğinde en bencil dönemlerinden birini yaşar insan. Yaşayabilmesi için bencil olmalı, kendini düşünmeli ve sadece ihtiyaçlarının giderilmesi için çabalamalıdır. Sonra yaş ilerledikçe, bencilliğin değil de, paylaşımın ve fedakarlığın ön plana çıkarıldığı toplumsal eğitim sayesinde, ılımlı hale gelir bu bencillik...

Sonra, ergenlik döneminde yine artar. Çünkü dünya sizin için varolmuştur, ama kimse bunu anlamıyordur.

Orta yaşlara gelindiğinde ise, artık bencilliğe vakit kalmadığından mıdır, yoksa öne çıkan başka sevgilerden midir bilinmez, en az bencillik hissedilen dönem başlar. Bu, orta yaş, yirmi ile altmış arasında bir dönem gibidir sanki. Sonra yeniden gittikçe artan bir bencilleşme, yani kendini düşünme dönemi başlar. Hani derler ya, insan yaşlandıkça bebekleşir. Yani, son, başa döner..


İnsan yaşlandıkça, evi, eskisinden de fazla, hayatının merkezi haline gelir, huzurlu bir aile ve ev ortamında yaşama isteği artar, zamanın büyük çoğunluğunu evde geçirmeye başlar. Oysa, modern hayatın getirdiği yalnızlık, artık evinde daha fazla zaman geçiren bir yaşlı için daha da mutsuzluk getirir. Çünkü hayat çok hızlı, herkes çok meşguldür. İlk yaşlılık yılları bu duygularla geçince de sorgulamalar başlar ve "Bunca yıl ne için yaşamışım?" sorusuna cevap aranır:

"Herkesin senin hayatından bir beklentisinin olması ve bu beklentilerin getirdiği kalıplara sığmaya çalışmak, o kalıbın içine girebilmek için eğilmek, bükülmek, sen olmaktan çıkmak…"

"En yakın dostum diyerek elini uzattığın insanların beklentilerini karşıladığın sürece iyi olduğunu keşfettiğinde, bir daha asla tamir edilemeyecek şekilde yaralanmak…"

"Ortak hayat paylaştığın insanların bazen acımasızca ve bencil bir şekilde, seni harcayabildiklerini görmek, ortak paydayı paylaşıyorsan asla çıkarsız bir ilişkinin olamayacağını öğrenmek..."

Bunlar zor sorular ve zor cevaplardır. İnsanı değiştirir, dönüştürür. Ama, illa ki olgunlaştırır. Yaş ilerledikçe bilgeliğin artması da bundandır.

Ve insan ansızın farkediverir ki; yaş kemale ermiş ama kişi kendi için henüz yaşamamıştır. İşte, bu duygular ve kırgınlıklar ileri dönem yaşlılık için bencilleştiriverir insanı. Yaşla ve yaşamışlıkla birlikte artan bilgelik miktarınca, kiminde az kiminde çok bencillik başgösterir.

Ve bizler de etiketi yapıştırıveririz :

"İnsanlar yaşlandıkça bencilleşiyor."
 

5 Ekim 2015 Pazartesi

Pesto Sos

İtalyan mutfağını çok severim. İncecik pizzalar, o güzelim makarnalar... Bence, bizim mutfağımız ile de çok ortak yönleri var. İnce hamurlu pizza bizde lahmacun; kalın hamurlu pizza bizde pide; makarna bizde erişte.

Ama işte o soslar yok mu? Nefisler... Ve bizim mutfağımızda pek yoklar... Hele, pesto sos belki de en lezzetli olanı.

Pesto "ezilmiş" demek İtalyanca'da. Yapması da hiç zor değil. Sonuçta tüm tarifler internette mevcut. Önce araştırdım, sonra bulduğum 3-4 tarifi kıyasladım, yorumları okudum. Ve aşağıda yazdığım tarifi yaptım. Bu arada, internetteki en güzel tarif Café Fernando'ya ait. Okumak isterseniz buraya tıklayın.

Pesto Sos için Malzemeler:

 
2 demet taze fesleğen

2 paket dolmalık fıstık

7-8 diş sarımsak

1 çay bardağı rende parmesan peyniri
(Ben Migros markalı eski kaşar kullandım. Parmesan peyniri bana çok tuzlu geliyor.)

1 su bardağı zeytinyağı

2-3 çay kaşığı tuz

Yapılışı :

Fesleğenleri yıkayın, kurutun.

 
Dolmalık fıstıkları teflon tavada hafif rengi dönene kadar kavurun.


 
Ve tüm malzemeleri blendırdan geçirin.


 
Cam kavanozlarda saklayın. Buzdolabında 10-15 gün, derin dondurucuda yaklaşık 3 ay saklayabilirsiniz. Buzdolabı poşetlerine porsiyonluk olarak da koyabilir, dondurucuya öyle koyabilirsiniz. Yerken üzerine ceviz serperseniz tadına doyum olmaz.

En keyiflisi ise, dostlarla muhabbetle içilen bir bardak şarap eşliğinde, pesto soslu makarna yemek belki de...

Afiyet olsun.
 

26 Eylül 2015 Cumartesi

Kışlık Domateslerim

Sonbahar geliyor, akşamlar hafif hafif üşütmeye başladı. Eylül ayında kış kendini hatırlatırken, "kış hazırlığını yapmayı unutma :)" diye de kulağa fısıldıyor.

Her sene Eylül ayında, en severek yaptığım şey domates soslarım. Kışın kavanozları açıp, mis gibi domates kokusu ve lezzetiyle yaptığım çorbaların, makarnaların tadına doyum olmuyor çünkü :)
 
Herkesin kendine göre bir tarifi ve püf noktaları var. Bu yazıda bunları yazmak istiyorum şimdi.
 
Öncelikle, her domatesten yapabilirsiniz sosunuzu. Ama, en başarılı sonucu sırık domates diye bilinen, ince uzun domates çeşidiyle alıyorsunuz. Çünkü, bu domates çeşidi etli ve susuz, yani yaptığınız sos daha koyu ve lezzetli oluyor. 
 
Domatesleri yıkayıp, çatalla üzerlerini 5-6 defa deliyorum. Kaynayan suyun içine atıp, yaklaşık 5 dakika kaynatıyorum. Bu şekilde kabuklarını soymak çok kolaylaşıyor. Bazı tariflerde, kabukları soymuyorlar. Ancak, özellikle bu devirde kabukların sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Tarımsal üretimde maalesef, o kadar çok kimyasal madde kullanılıyor ki, yıkayarak arındırmak mümkün değil.


Kabuklarını soyduğum domatesleri, blendırdan geçiyorum ve büyükçe bir tencereye alıyorum. Her 5 kilo için, yaklaşık bir çay bardağı zeytinyağı ve 3-4 tatlı kaşığı tuzu tencereye ilave ediyorum. Orta hararetli ateşte yaklaşık 15-20 dakika pişiriyorum. Bu süreyi geçmeyin, çünkü tadı ve kokusu salçaya dönüveriyor. O da güzel elbette, ama amacımız kışın, o güzelim yaz domatesinin kokusunu almak, öyle değil mi?

 
Altını kapattıktan sonra da, temiz kavanozlara sıcak sıcak doldurup, yeni kapakları üzerine sımsıkı kapatın. Kavanozu temiz bir bezin üzerine ters çevirin ve soğuyana kadar öylece bırakın. Böylelikle, ağzı sıkı kapanmayan olursa farkedebilir, müdahale edebilirsiniz.
 
Kışlık domatesleriniz hazır. Kavanozlarınız ağzı açılana kadar uzun süre dayanır. Ancak, ağzı açıldıktan sonra buzdolabında saklayın ve en geç bir haftada tüketin.
 
Kışlık menemen sosu hazırlamak istiyorsanız : İnce ince doğradığınız yeşil biberleri yağda kavurun ve pişirdiğiniz domates sosuyla her ikisi de sıcakken karıştırın. Aynı şekilde kavanozlara doldurun, ağızlarını sımsıkı kapatın.
 

Pişirdiğiniz bu sosu, çeşitli çorbalarınızda, makarnalarınızda ve yemeklerinizde kullanabilirsiniz. Hem pratik hem lezzetli olacaktır.
 
Afiyet olsun :)

19 Eylül 2015 Cumartesi

Kot Pantolonlar Çanta Oldu :)

Eskilere kıyamayanlardan mısınız siz de? Ben öyleyim biraz. "Dursun, belki işe yarar" diye birçok şeyi atamam.

Hele de eski kot pantolonlar. Hayal kurarım, zihnimde çantalar dikerim, yatak örtüleri, yastıklar dikerim.

İşte, bu fikirlerimden birini hayata geçirdim. Eski kot pantolonumun bacak kısımlarını kestim ve kocaman bir plaj çantası yaptım. Yeşil puantiyeli kumaşımdan da iç kısmını diktim, bol cep de yaptım içine. Çünkü, bu kocaman çantaları kullanmak çok rahat, ama, aradığını bulamamak insanı sinir ediyor.

Dışı biraz sade, belki daha sonra keçe ile süslerim. Ama şimdilik böyle iyi.




17 Eylül 2015 Perşembe

Lokum Sever Misiniz ?

Malum, yaz hala devam ediyor. Yaz meyveleriyle reçel yapmak, kışa hazırlanmak bu aralar yapılabilecek en güzel şeylerden biri. O güzelim şeftaliler, erikler... Kısaca yaz meyvelerinin hem kendisi çok lezzetli, hem reçelleri.

Ben de, geçen akşam, erik marmeladı yapmak üzere yola çıktım :) Erikleri önce yıkadım, sonra ölçülü şekerini üzerine ilave ederek kısık ateşte pişmeye bıraktım.

Ve televizyona daldım :))

Kokuya bir koştum ki, şeker iyice ağdalaşmış, neredeyse yanacak.

Hemen altını kapattım. Tezgahı sildim, kuruladım. Tezgaha sıcak haliyle marmeladımdan arta kalanı döktüm, soğumaya bıraktım. Ilınınca elimle küçük parçalara ayırdım.

Minik erik toplarını fındığa buladım ve işte size ev yapım müthiş lokumlarım...

Haydi siz de deneyin ve hiçbirşeyi ziyan etmeyin ;)

 
 

Çerçeveler

Duvarları süslemenin en güzel yolu, kuşkusuz, çerçevelerin içine sevdiklerimizin fotoğraflarını koymak ve onları duvara asmaktır.

Biriktirdiğimiz anılarımızı ve sevdiklerimizin fotoğraflarını duvarlarda görmek hepimizi mutlu eder. En zoru çerçeveye karar vermektir belki de... Çeşit çeşit, renk renk çerçeveler arasından seçim yapmak zordur.

İkea'dan aldığım şu çerçeveler gözüme çok sade gözükünce süslemeye karar vermiştim. Boyayayım dedim, ama, nasıl ve hangi renk olacağına karar veremedim. Sonra, aldım elime altın, bordo, koyu yeşil ve turkuaz metalik akrilik boyaları, bir çay tabağının dört bir tarafına sıktım. Sonra işaret ve orta parmağımı hafifçe daldırdım boyalara ve parmaklarımla boyadım çerçeveleri. Sonuç benim hoşuma gitti. İstediğim gibi canlandılar. Biraz alacalı ama farklı oldular :)


 
 
Çerçevenin yakından görünüşü de böyle. Fotoğraf kalitesi pek iyi değil ama telefonum arızalı bu aralar. Daha sonra daha aydınlık çekimlerini eklerim.
 
 
     Çerçevelerin orijinali için buraya tıklayabilirsiniz.

14 Eylül 2015 Pazartesi

Vişne Likörü Sever Misiniz ?

Vişne en sevdiğim yaz meyvelerinden biridir. Reçeli, şurubu ve illa ki likörü pek güzel olur.

Geçen yaz koca bir kavanoza vişne likörü yaptım, ama yazlıkta unuttum :) Eee, likör bu, eskidikçe güzelleşiyor. Yaz başında içmeye başladık, ki neredeyse 9 ay dinlenmişti ve çok lezzetliydi.

İnternette pek çok tarifini bulabilirsiniz vişne likörünün. Farklı malzemeler ekleyen olduğu kadar, yapılışında da bir çok farklılıklar var. İçine tarçın, karanfil ilave edebilirsiniz. Ancak ben sıcak şarabı da pek sevmem, o yüzden ilave etmedim. Sadece vişne, şeker ve votka.

Gelelim tarifimize:

Malzemeler:

3 kg vişne
1,5 kg şeker
70 cl votka ( ben votka istanblue kullandım)
 
Yapılışı:

Vişneleri yıkayıp, saplarını temizleyin. 5 litrelik kavanoza vişnelerin tamamını yerleştirin. Üzerine tozşekeri dökün. Bir şişe votkayı üzerine boşaltın ve ağzını sıkıca kapatın. İşte bu kadar.

Karanlık, güneş görmeyen bir yere yerleştirin. İlk bir hafta boyunca günde bir defa altüst edin ki şeker tamamen erisin. Sonra bırakın karanlık dolapta uyusun.

Üç ay sonra vişne likörünüz servise hazırdır. Süzün ve şık bir şişe içine dökün, en az bir sene dayanacaktır. Yılbaşında dostlarınıza hediye edebilir, türk kahvesinin yanında ikram edebilirsiniz. Vişne tanelerini ise bir saklama kabında buzdolabında saklayın. Pasta süslerken kullanabilir veya aklınıza esince birkaç tane ağzınıza atabilirsiniz ;)

Ama yazlıkta unutmayın :)